Stresle yaşadı, kanserle yüzleşti! ‘Sürekli düşünen, sorgulayan ve kendine yüklenen biriydim’

Betül Topaklı / Milliyet.com.tr – Özge Yıldırım, 1992 yılında Isparta’nın Yalvaç ilçesinde doğdu. Anne ve babası memur olan Özge’nin bir ablası var. Sevgi dolu bir ailede mutlu bir çocukluk geçiren Özge, küçük bir yerde büyümenin avantajlarını yaşadı. Kendini güvende hissettiği, herkesin birbirini tanıdığı bir ortamda büyüdüğünü söyleyen Özge, “Babamın bize duyduğu güven hayatım boyunca en büyük güç kaynaklarımdan biri oldu. Her zaman arkamızda durur, kararlarımıza saygı gösterir ve bizi desteklerdi. Bu konuda hiçbir zaman eksiklik hissetmedim. Annem de her zaman yanımızdaydı. Zor zamanlarımızda da güzel günlerimizde de ailemizin desteğini hep hissettik” dedi. İlk, orta ve lise eğitimini Isparta’da tamamlayan Özge, üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi ve Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. Üniversiteyi bitirir bitirmez mesleğini yapmaya başlayan Özge, eczacılığı her zaman insanlara dokunabileceği ve fayda sağlayabileceği bir meslek olarak gördü. Kendine ait bir eczanesi olan Özge’nin hayatı her şey yolunda giderken, memesinde belirgin bir şişlik ve büyüme fark etmesiyle değişti. Hemen doktora giden genç kadın, sonrasında yaşananları şöyle anlattı:

“İlk yapılan kontrollerde ve ultrason incelemelerinde net bir neden bulunamadı. Bunun iltihabi bir durum ya da daha basit bir sağlık sorunu olabileceği düşünüldü. Ancak şikâyetlerim devam edince ileri tetkikler yapıldı ve meme MR’ı çekildi. MR sonucunda acilen biyopsi yapılması gerektiği söylendi. Biyopsi sonrasında ise 2024 yılının Ağustos ayında meme kanseri olduğumu öğrendim. İlginç bir şekilde bu haberi aldığım gün, yakın bir arkadaşım evlilik teklifi alacaktı ve organizasyonun birçok kısmını benim halletmem gerekiyordu. Hastalık sürecinde benim için en zorlayıcı noktalardan biri, eczacı olmam nedeniyle sonuçlara herkesten önce kendimin ulaşmış olmasıydı. Sonuçları ilk gördüğüm anı hâlâ çok net hatırlıyorum. Garip bir şekilde o an ilk düşündüğüm şey kendim değil, annem oldu. Annem daha içine dönük ve duygularını içinde yaşayan bir insandır. Bu yüzden haberi aldığımda aklıma gelen ilk soru, ‘Ben bunu anneme nasıl söyleyeceğim?’ oldu.”

Özge, bir sağlık çalışanı olmasının da etkisiyle hastalığını çevresindeki insanlara anlatırken oldukça güçlü görünmeye çalıştı. Herkese “Yapacağım, halledeceğim, o kadar da büyük bir şey değil” diyordu. “Aslında bu biraz da karakterimden kaynaklanıyor” diyen Özge, “Hayata her zaman olumlu tarafından bakmayı seven biriyim. Bu nedenle hem kendime hem de çevremdekilere umut vermeye çalıştım. O dönemde yaşadığım korkuları ve kaygıları çok fazla göstermemeyi tercih ettim. Sürecin başında elimden geldiğince güçlü ve pozitif kalmaya çalıştım. Benim meme kanseri türüm, ‘triple negatif meme kanseri’ olarak adlandırılan ve diğer bazı meme kanseri türlerine göre daha agresif seyredebilen bir türdü. Bu nedenle tedavi planım oldukça kapsamlı şekilde oluşturuldu diye konuştu.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

‘ÇOK STRESLİ BİR İNSANDIM’

Özge’nin tedavi süreci kemoterapi ve immünoterapi ile başladı. Bu dönemde hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorlu bir süreçten geçti. Ardından ameliyat oldu. Ameliyat sonrasında yapılan değerlendirmelerde lenf bezlerinde de metastaz saptandığı için radyoterapi tedavisi aldı. Radyoterapinin ardından immünoterapi tedavisi bir süre daha devam etti. Kemoterapi, ameliyat, radyoterapi ve immünoterapiyi kapsayan bu sürecin toplamda yaklaşık bir yıl sürdüğünü anlatan Özge, “Dışarıdan oldukça pozitif görünsem de kendi içimde çok stres yaşayan bir insandım. Kaygılarımı çoğu zaman içimde yaşar, çevremdekilere belli etmemeye çalışırdım. İnsan, bu kadar stresin bir gün kendisini böyle bir noktaya getirebileceğini hiç düşünmüyor” dedi.

“Bu süreçten sonra hayatımda bazı öncelikler değişti. Ben her zaman başkalarını düşünen bir insan oldum. Kimsenin üzülmesini istemem hatta bazen bir şey söyledikten sonra karşımdaki kişiye defalarca ‘Kırıldın mı?’ diye sorarım. İnsanların duygularını kendi duygularımın önüne koymaya çok alışmıştım. Ancak hastalık bana kendimi de en az başkaları kadar önemsemem gerektiğini öğretti. Artık sadece başkalarının kırılıp kırılmadığını değil, Özge’nin de kırılıp kırılmadığını düşünüyorum. Kendime zaman ayırmayı, kendi ihtiyaçlarımı dinlemeyi ve gerektiğinde kendimi önceliklendirmeyi öğrendim. Belki de bu hastalığın bana bıraktığı en büyük ders buydu. Hayatımda en büyük değişikliklerden biri beslenme düzenim oldu. Tedavi süresince dışarıdan yemek yemeyi neredeyse tamamen bıraktım ve mümkün olduğunca evde hazırlanmış gıdalar tüketmeye özen gösterdim. Bunun dışında sosyal hayatımı da iş hayatımı da sürdürebildiğim ölçüde devam ettirmeye çalıştım.”

‘BU SÜREÇTE HAYATTAN KOPMADIM’

Tedavi süreci boyunca normal hayatından mümkün olduğunca kopmamaya çalıştığını belirten Özge, “Kemoterapi alıyordum, tedaviden sonraki üç-dört günü dinlenerek geçiriyordum. Ardından tekrar eczaneye dönüyor ve işimin başına geçiyordum. Tabii ki bu süreçte gerekli önlemleri alıyordum. Özellikle toplu ortamlarda mutlaka maskemi takıyor, enfeksiyon riskine karşı dikkatli davranıyordum. Hastalığı hayatımın merkezine koymak yerine, hayatımın bir parçası olarak yönetmeye çalıştım. Belki de bu yüzden bugün bile bazen dönüp ‘Gerçekten kanser geçirmiş miyim?’ diye düşündüğüm oluyor. Hayatımı o kadar durdurmadım ve süreci o kadar normalleştirdim ki, zaman zaman yaşadıklarım bana bile şaşırtıcı gelebiliyor” ifadelerini kullandı.

‘SAĞLIKLI BESLENMİYORDUM’

Kanserin neden ortaya çıktığını kesin olarak söylemek elbette mümkün değil ancak kendi hayatıma dönüp baktığımda bazı alışkanlıklarımın ve yaşam şeklimin bana iyi gelmediğini bugün daha net görebiliyorum” diyen Özge, “Açıkçası biraz kolaycı bir insandım. Yorulduğumda ya da uğraşmak istemediğimde yemeği dışarıdan söyler, sağlıklı beslenmeye çok dikkat etmezdim. Spor yapan biri de değildim. Hayatın birçok alanında pratik çözümleri tercih ediyor, kendime yeterince özen göstermiyordum. Bunun yanında hayatım boyunca çok stresli bir insan oldum. Dışarıdan bakıldığında oldukça pozitif, neşeli ve güçlü görünürdüm. Ancak kendi iç dünyamda sürekli düşünen, sorgulayan ve kendine yüklenen biriydim. En küçük bir olayda bile ‘Acaba birini kırdım mı?’, ‘Birini üzdüm mü?’ diye düşünürdüm” diyerek başkalarının duygularını kendi duygularının önüne koymaya çalıştığını dile getirdi.

‘ÇOK YORUCU, YIPRATICI BİR SÜREÇ AMA GEÇECEK’

Bir şeye kırıldığında ya da üzüldüğünde bunu ifade etmekte zorlandığı için birçok duygusunu içinde yaşadığını anlatan Özge, bu süreçten geçenlere şu tavsiyelerde bulundu:

“Çok yorucu, yıpratıcı ve zaman zaman insanın gücünün tükendiğini hissettiren bir süreç ama geçecek. Buna inanmak gerekiyor. Bunun yanı sıra hastanın yanında olan insanların da çok daha anlayışlı, sabırlı ve destekleyici olması gerekiyor. Bazen iyi niyetle söylenen sözler bile insanı yorabiliyor. Benim en çok zorlandığım şeylerden biri, yaşadığım duyguların ve sıkıntıların küçümsenmesiydi. ‘Takma kafana’, ‘Boş ver’, ‘Geçer gider’ gibi cümleler çoğu zaman destek olmak yerine, insanın yaşadıklarının hafife alındığını hissettirebiliyor. Oysa bu süreçte insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey, anlaşılmak ve duygularının kabul edilmesidir. Bu yüzden ister hasta olun ister hasta yakını, kendinize karşı daha şefkatli olun. Süreç boyunca umudunuzu kaybetmeyin ve mücadeleden asla vazgeçmeyin.”

Author: admin